biografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2011 Pazartesi

Dünya Yine de Dönüyor!

Orta çağ bilimi sık sık engizizyon mahkemesini tehditlerine maruz kalıyor, dediklerini yapmayanlar ise çarmıha gerilip yakılıyordu. Bu olayların madurlarından biri de Dünya'nın Güneş çevresindeki dönüşünü ispatlayan bunu eserlerinde dile getiren Galileo GALİLEİ (15 Şubat 1564 – 8 Ocak 1642) idi. Engizisyon mahkemesinin muhafızları gelip Dünya'nın dönüşünü iddia etmekte diretirse kendisinin; Dünya'nın Güneş'in çevresinde dödüğünü söyleyen Bruno gibi çarmıha gerilip yakılacağını söyleyince bu kararından vaz geçeceğini; Dünya'nın Güneş'in etrafında dönmediğni aslında kendisinin yanıldığını söyler. Muhafızlar çıkarken kapı kapanır kapanmaz Galilei ardlarından o meşhur sözünü söyler:
''Dünya yine de dönüyor.''


Asım BARAN

6 Nisan 2010 Salı

Diogenes ve Kynikler

Diogenes(Diyojen) m.ö. 403-356 yıları arasında yaşmış ''kynikler'' adındaki bir okulun filozofudur.Bu okula göre en yüce değer erdemdir.Bunun için ise hayatın aldatıcı gereksinimlerinden sıyrılmak gerekmektedir.Bu filozoflar bu öğreti çercevesinde bir fıçının içinde yaşarlar ve birkaç ihtiyaçları dışında cinsellik dahil hiçbir gereksinim için çaba göstermezler bunlardan sıyrılmaya çalışırlar. Zaten ''kyniklerin'' türkçe cevirisi ''köpeksiler'' olarak çevrilmektedir.Diogenes'ne dönecek olusak bu okulun en fazla tanınmış filozofudur en önemli yönü sivri dillliliğidir.

Ben Çekilirim*
Yoksul Diogenes ,bir gün dar bir sokakta kibirli bir zenginle karşılaşır.İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.
Kibirli zengin hor gördüğü fiozofa ''ben bir serserinin önünden çekilmem!'' demiş.
Diogenes,hemen kenara çekilerek,gayet sakin bir şekilde şu karşılığı verir:
Ben çekilirim.


Asım BARAN

*Kaynak:Ömer SEVİNÇGÜL ,Kısa,Kolay, Keyifli Felsefe,Carpe Diem(Say 53-54)

5 Nisan 2010 Pazartesi

NOEL MUCİZESİ: BİR BİLİMCİNİN DOĞUŞU

17.yüzyıl İngiltere’sinde Noel gününde babasız olarak dünyaya gelen bir bebeğin büyüyünce çok önemli bir kişi olacağına inanılırdı. Tam da buna örnek olarak 25 Aralık 1642’de yeni Noel gününde çok zayıf ve çelimsiz bir bebek olarak bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bu çocuğun ebeveynleri 1642 yılının nisanında evlenmişlerdi ve babası o doğmadan birkaç ay önce ölmüştü. Bunu izleyen aralık ayında bu çocuk sekiz aylıkken babasız olarak dünyaya geldi.

Çocuk henüz üç yaşında iken annesi onu terk ederek zengin bir rahiple, Barnabas Smith’le evlendi ve çocuğa büyükannesi baktı. Hiç kuşku yok ki üvey babasından nefret etti ve annesini de kendisini bıraktığı için kızdı. Sadece annesine kızmakla kalmadı, aynı zamanda bütün kadınlardan nefret ederek hayatının sonuna karar hiç evlenmedi.

Daha fazla merak uyandırmadan bu kişinin adının vereyim. Bu kişi İsaac NEWTON’du. Yaklaşık olarak 2000 yıllık Aristo fiziğine darbeyi indiren, büyük bir çığır açan NEWTON’un böyle ilginç bir hikâyesi var.






Asım BARAN

Tik Tak Kant

İmanuel Kant 1724-1804 yılları arasında Almanya’nın Konigsberg kentinde doğmuş ve ömrünün sonuna kadar da orada yaşamış ve Konigsberg üniversitesi dışnda bir yere gitmemiştir.Son derece zeki olan Kant ömrü boyunca hastalıklı bir bedene mahkum olmuştur.Fakat bu onun başarılarının ve büyük filozoflar arasına girmesini engellememiştir.Ama en ilginç yönü bir saat kadar dakik olmasıdır.Kant'la aynı semtte oturan insanlar saatlerini Kant'ın gezi ,üniversiteye gitme ,eve dönme saatlerine göre ayarlarlarmış.Üniversite dışında günlük olarak yaptığı tek şey ise günlük gezisiydi. Kant'ın bu gezisi ise bir çınarın etrafında üç tur atmaktan oluşuyordu.




Asım BARAN

30 Mart 2010 Salı

Sonsuza Değin Erdem(Sokrates)

Herkes erdemi savunur, fakat herkes erdemli olamaz. Ancak en cesur olanlar bunu hak edebilir.
Bunun en güzel örneği devletinin kendisini, vatan hainliğiyle suçlayıp baldıran zehri içmeye mahkûm ettikleri Sokrates (m.ö. 470-399)olmuştur.

Sokrates, ölümü anında yanında olan dostları ağlayıp, sızlanırken; felsefe öğretisinin dışına çıkmayıp şu ders almamız gereken cümleyi kullanıştır ve son nefesini vermiştir.

‘’Krito, Askulapyus’a bir horoz borcum vardı, lütfen ödemeyi ihmal etme!’’


Kaynak:Sokrates'in Savunması
Asım BARAN

28 Mart 2010 Pazar

ARİSTOTELES VE ATİNA SEVGİSİ

Aristoteles kırk bir yaşındayken Makedonya kralı Filip, Makedonyalı bilgeyi oğlu İskender’in eğitimi için Atina’dan Pella sarayına çağırdı. Filozofu orada on üç yaşında saralı ve alkol düşkünü bir oğlan bekliyordu. Bu barbar(kelimenin tam anlamıyla barbar)çok geçmeden öğretmenine şöyle yazmıştı:’’İktidarımın ve ülkemin genişlemesinden çok, iyinin bilgisinde kendimi göstermek istiyorum.’’
Aristoteles, İskender’in bu niyetine sadık kalmamasını önleyemezdi. Genç kral dünyanın fethine çıkarken, Grek şehir devletlerini, bugün’’Quisling yönetimi’’(manga yönetimi)olarak adlandırdığımız türden bir yönetime bırakmıştı. İskender ayrıca bir filozofu, yaşamı boyunca sadık öğrencisi için hayranlığını gizleyememiş olan Aristoteles’i de bırakıp gitmişti. Dahi öğretmen Atina’ya geri döndüğünde, bu hayranlığından ötürü çok acı çekti. Makedonya sultası altında özgürlüğe susamış olan Atinalılar, bu Makedonyalı bilgeyi hain olarak görüyorlardı. Platon’un Akademi’deki halefleri, Isokrates ve onun hitabet okulu, Demosthenes ve kışkırttıkları, bunların hepsi, onun idamını, hiç olmazsa sürgüne gönderilmesini istiyorlardı. Sonunda Aristoteles sevdiği bu kenti terk etmek zorunda kaldı. Atinalılara ’’felsefeye karşı ikinci defa günah işleme fırsatı vermek istememişti.’’(Daha öne Sokrates idama mahkûm edilmişti.)Birkaç ay sonra İ.Ö.322 diye bilinen bir tarihte, Khalkis’de öldü. Diogenes Laertius onun, baldıran zehri dolu kâseyi elinde tutan Sokrates gibi, umutları kırılmış, acılar içinde ve yapayalnız öldüğünü bildirir.


Asım BARAN

Kaynak:Heidegger:Bir Filozof ,Bir Alman,HÜHNERFELD Paul,(Çev:Doğan ÖZLEM)Paradigma, Birinci Basım 2002 ,Say(6)

27 Mart 2010 Cumartesi

EN GÜZEL İHANET(KAFKA'NIN HAYATI)

Franz Kafka 3 Temmuz 1883 Prag’da dönemin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bugün Çek Cumhuriyeti sınırlarında doğmuştur. Babası Hermann Kafka (1852–1931) önemli bir tüccar annesi Julie Kafka (1856–1934) ise soylu bir ailedendi ve iyi bir eğitime sahipti. Kafka’da annesi sayesinde iyi bir eğitim almış hem Çekçe hem Almanca konuşan azınlığın içerisinde yer edinebilmiştir. Yahudi asıllı olan Kafka bu durumdan çok muzdarip olmuş, çokça sıkıntı çekmiştir. Babasıyla arası hep bozuktu. Kitaplarında da bu çatışmayı sürekli olarak dile getirmiştir. Kafka, sosyal bir insan olmasına rağmen sürekli psikolojik sorunlar yaşamış, karamsar bir tavır sergilemiştir. Bu durum eserlerinde sürekli bir bilinemezlik, siyah bir örtü, bulanık yaşantılar biçiminde baş göstermiştir. Gerçekten de Kafka’nın romanlarında ne umut teması ne de mutluluk da işlenen bir tema değildir.



Kafka’nın kitapları kadar, aşk hayatı da ilgiye değer görülmüştür. Nişanlısı Felice Bauer’le ömrünün neredeyse sonuna kadar nişanlanıp, nişanını bozmuş; bu böyle süregitmiştir. En önemli aşk olayını ise Milena Jesenka ile yaşamıştır Sadece mektuplaşarak yaşadığı bu aşk platonik bir hal almış ama sonu, dehşet veren bir hüsranla sonlanmıştır. Son aşk yaşadığı kişi Dora Diamant ise bir çocuk bakıcısıdır.(Başka bir yazıda bu bölüm ayrıntılı işlenecektir)






Fakat Kafka’nın hayatındaki en büyük değişim Max Brod ile tanışması olmuştur.
Max Brod’la avukatlık eğitimi alırken tanımıştır. Kafka’nın edebiyat dünyasına girmesini sağlamıştır. İlk eseri “Yargı” onun aracılığıyla yayınlamıştır. 1917 de karaciğer, sonrasında gırtlak kanserine yakalanan Kafka tüm eserlerini, Max Brod’tan, ölümünden sonra yakmasını istemiştir. Son vasiyeti bu olmuştur. Kafka’nın, bu tutumunu nedeni çok belirli olamamakla birlikte, öncelikler yazılarına olan güvensizlik dahası; özgüven yokluğu ve en önemlisi ise çağının bilincine olan nefretiydi. Çünkü o dönem, Birirnci Dünya savaşı patlak vermiş, Almanya da yükselen milliyetçi ve ırkçı faaliyetler başlamıştı. Kafka bu durumdan da oldukça rahatsız olmuştur. Bu durumu destekler biçimde kız kardeşlerinin (Gabrielle (1889–1941?), Valerie (1890–1942?) ve Ottilie (1892–1943?) ölümünün sonrasında da olsa Nazilerin kurdukları toplama kaplarından sonraki akıbetleri olmuştur. Kafka 3 Haziran 1924’te kalp yetmezliğinden ölmüştür. Fakat Max Brod, Kafka’nın tüm isteğine, tüm ısrarlarına rağmen eserlerinin yakmamıştır. Bu sayede Kafka’nın, kendisinin yok ettiği eserleri dışındaki diğer eserleri korunmuştur.Bugün biz Kafka’nın eserlerini okuyabiliyorsak bunu, Max brod’un ihanetine borçluyuz.


Asım BARAN