Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2010 Çarşamba

İlk Güzellik Yarışması

Tanrılar,Deniz tanrısı Neraus'un kızı thetis'in düğünü için Olympos'ta toplanırlar.Düğün aslında belli dengelerin bozulmamasını amaçlamaktadır.Thetis bir ölümsüz olmasına karşın,bir ölümlü ile phthia kralı Peleus'la evlendirilmektedir.Bunu istememektedir ama karar Zeus'tan geldiği içi sesini çıkaramaz.Düğünde bir tatsızlık çıkmaması için Kavga-Nifak tanrısı Eris törene çağrılmaz.Eris buna çok gücenir.Yiğit Heraklis'in "Akşam kızları" (Hesperides) nın bahçesinden çaldığı altın elmalardan biri Eris'in eline geçer.O da üstüne "En Güzele " yazarak elmayı ,şölen sofrasına atar.

Tanrılar ne edeceklerini şaşır.Zeus zor durumdadır.elmayı kime verse bir sorun çıkacaktır.Karısı Hera elmayı kapar, Athena ile Aphrodite buna razı olmaz.

Zeus şöyle bir çözüm bulur:"En güzeli" İda çobanı Paris seçecektir.Hermes üç güzelle İda dağının yolunu tutar.

Zeus'un buyruğu Paris'i şaşırtır.Tanrıçaların üçü de birbirinden güzeldir.Üstelik her biri kendisini seçmesi için bir şey vadetmektedir.Hera "Elmayı bana verirsen Asya ve Avrupa krallığı senin olur." Athena"Beni seçersen savaşta dünyanın en yararlı,en başarılı yiğidi olursun.İnsanüstü bir akıl bağışlarım sana" Aphrodite ise,gülümseyerek "Benden san en güzel kadının sevgisi" der

Paris elmayı Aphrodite 'e uzatır.Böylece ilk güzellik yarışması sonuçlanır.



Kaynakça: http://www.okulyolu.biz/efsaneler/guzellikyarismasi.htm

13 Haziran 2010 Pazar

Milan Kundera'dan Düşündüren Sorular


Şimdi kendinize şunları sormanızı istiyorum:
İnsan gerçeği ne diye söylemeli?, Bizi böyle yapmaya zorlayan ne?, İçtenliği niçin bir erdem olarak görmemiz gerekiyor?, Başkalarının hayatı mı yaşamak istediğimiz?, Hayatımız tekrarlar karmaşası mı?, Hepimizin balık olduğunu öne süren bir deliyle karşılaşsanız, onunla tartışır mısınız ona yüzgeçleriniz olmadığını göstermek için önünde soyunur musunuz?, Sizi hayalleriniz mi yönetiyor yoksa gördükleriniz mi?, Sizin gücünüz ‘var olmanın dayanılmaz hafifliğine’ kapılıp gidiyor mu yoksa beyniniz altında ezilmekte mi bedeniniz?
Hangisi daha olumlu; ağırlık mı, hafiflik mi?
Siz kimsiniz?

http://www.asimbaran.blogspot.com/

Kaynak:http://www.utopyam.com/milan-kundera/

22 Nisan 2010 Perşembe

Halil Cibrani-Sözler

'Bir söz söylemeye geldim ve onu şimdi söyleyeceğim. Ama eğer ölüm engellerse beni, o söyleyecektir Yarın tarafından, çünkü Yarın Sonsuzluk'un kitabında hiçbir sır barınmaz. Yaşamaya geldim, Sevgi'nin görkeminde ve Güzel'in ışıltısında, onlar ki yansımalarıdır Tanrı'nın. buradayım yaşıyorum ve sürgün edilmem yaşam alanından, çünkü canlıdır sözüm ve ölünce de yaşatacaktır beni. Herkesin yanında ve herkesin uğrunda olmaya geldim ve bugün benim tek başıma yaptıklarım Yarın yankılanacaktır yığınlardan. Şimdi neler söylüyorsam tek yürekten, Yarın söylenecektir binlerce yürek tarafından.' Vardım Ve varım Sonuna dek varolacağım zamanım. Çünkü yoktur sonum benim.

Kaynak:Halil CİBRANİ,"Sözler",Anahtar Kitaplar Yayınevi,çev: Aytunç Altındal,Arka Kapak

15 Nisan 2010 Perşembe

YAŞAMAK YÜREK İSTER

Yaşamak yürek ister; belki de bu yüzden dünyaya gelenlerin çok azı yaşar. Çoğunluğu yalnızca yaşadığı günü kurtarır, var olmakla yetinir ve kendi varlığı altında ezildikçe ezilir. Değiştiremeyeceği gerçekleri olduğu gibi kabul etmek ve bu değişmezlikten kendine yeni bir yaşam sevinci yaratmak da yürek ister; değiştirebileceğini değiştirmeye çalışmak da. Sanıldığı gibi insanı korkutan; dünya, zorluklar, yaşam koşulları ya da başkaları değildir. İnsan en çok kendisinden korkar; kendi duygularından, kendi güçsüzlüklerinden, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker. Yaşama her dokunuşunda, duygularının alevlenip kendisini yakacağından çekinir. Onun için kaçar yaşamdan, aşktan kaçar, öfkeden, hareketten, sevinçten, kendisinden kaçar. Korku yüzünden yaşanamamış bir yaşamı ellerinde taşımaktan yorularak, kendisine uydurduğu bin bir türlü mazeretle yaşama arkasını dönmeye, gizlenmeye uğraşıp, gizliden gizliye yok olmaya çabalar. Korku kendine acımayı getirir; kendini zavallılaştırmaya baslar yaşamdan korktukça. Yaşamla yüz yüze gelmektense ağır ağır erimeyi tercih eder. Korktukça azalır gücü; korkuyla yaralanan bedeni artık en küçük bir dokunuşta acıyla inler. Her acıda korkusu biraz daha artar ve girdap gibi çeker içine güçsüzlük onu. Kendi korkusuna kalkıp kader der sonra, korkuyu değiştirilmez bir gerçek, alnına yazılmış bir yazgı olarak görür. Yeni bir aşkın düşüncesi bile titretir onu. Kalabalıktan korktuğu kadar yalnızlıktan da korkar. Hayatın hiçbir haline dayanamaz durumlara gelir. Sırtında yaşayamadığı hayatı, önünde yaşanacak günleriyle, kendi geçmişiyle geleceği arasında sıkışır kalır artık.

Kendi duygularıyla kuşatılır; döndüğü her yanda bir düşman gibi kendi duyguları çıkar karşısına. Şu yana dönse orada bir mutluluk vardır ama o mutluluğu değil mutluluğun arkasında gölgesi sezilen acıyı görür. Bu yana döndüğünde bir isyanın şevki vardır ama o isyanın çekiciliğini değil o isyan için ödenecek bedelin ağırlığının fark eder. Beri yanında bir aşk bekler onu ama o aşkın arkasından gelebilecek terk edilme ihtimaline diker gözlerini. Her kıpırtıyla örselenebileceğinden çekindiği için kıpırdayamaz bile yerinden; yaşama yaklaşabilmek için bir tek adım bile atmaya yetmez cesareti. Ona sevinci gösterseniz; "ya sonra" diye sorar! Aşkı gösterseniz, gene ayni sorudur onun aklini kurcalayan; "ya sonra"! Öfke, coşku, dostluk, sevişme, başkaldırı, direnme hep aynı soruyu sürükler peşinden; "ya sonra". Bilinmeyen bir "ya sonra" için bilinenlerin hepsini ıskalamayı kabullenir. Ama ne garip, duygularından, yaşanacakların sonrasından korkanlar, acıdan sakınanlar çeker en büyük acıyı. Yaşanmamış bütün duyguları zehirli sarmaşıklar gibi boy atıp ruhlarına dolanır. "Sonrası umurumda bile değil" deyip yaşamla kucak kucağa gelenlerden çok daha fazla yarayı yaşayamadıkları için alırlar. Yakınıp dururlar; çektikleri acılardan söz ederler. Acıyı da çekerler gerçekten ama acıdan korktukları için bunca acıyı çektiklerini görmezler bir türlü. Yaşamanın cesaret istediğini fark edemezler. Onun için çok az insan yaşar; çoğunluk yalnızca gününü kurtarır. Yaşanmamış günlerin altında inleyen çaresiz bir köle gibi yitik bir hayatı taşır güçsüz omuzlarında.

Kendi gerçeklerimiz, kendi duygularımızdır bizi böylesine ürküten; çatal diliyle tıslayan bir yılan görmüş tavşan gibi kendi kendimizi hareketsiz bırakan. Ve ne kadar çok korkarsanız, korkunuz o kadar artar. Ne kadar yaşarsanız, cesaretiniz o ölçüde bilenir. Yaşayamıyorsanız eğer, bu başkalarından dolayı değildir. Sizi güçsüzleştiren, sizi çaresizleştiren, sizi isyanlardan alıkoyan, değiştiremeyeceklerinizi kabul etmenize engel olan, değiştirebileceklerinizin üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan, sizin kendi korkularınızdır.

YAŞAMAK YÜREK iSTER ÇÜNKÜ.




OSCAR WILDE - çev.CAN AKIN


Kaynak:http://www.edebiyatdefteri.com